Genel


Yazıyorum, çünkü…


Bu aralar bloğa yazacak yeni bir içerik konu bulmakta çok zorlanıyorum ve zaten yazacak çok vakit de olmadı. Yazmak için önce bir dürtüye ihtiyacım vardı. Neydi peki beni dürten şey? Yazmaya, 7 yaşındayken, yeni doğan kardeşimin ilklerinin yer alması planlanan defteri, günlüğüm haline getirerek başladım....

Kimse kötü ebeveyn olmak istemez…


Cümle bana ait olmasa da hislerimi karşıladı. Ya da ihtiyaç duyduğum bir anda geldi. Babalar gününün birkaç gün sonrasında… İnanıyorum ki kimse kötü bir ebeveyn olmak istemez. Ama koşullar onu buna iter, ki zaten kendince kötü de değildir, çocuğu tarafından kötü görülür, belki de çocuğun...

Zamanı durdurmak istediğin yer…


“İnsan zamanı durdurmak istediği yere aittir.” Amelie Poulain 🙂 Mesela, yoga yaptıktan sonra tüm hareketlerin sona erdiği ve hepsinin etkilerini en derinde hissettiğim uyku pozunda. Sevgilimin koynuna uzanıp, burnumu boynuna soktuğum o sıcacık anda. Elimden asla bırakmak istemediğim kitabımı okurken gözlerim daha fazla uykuya karşı...

Kendini tanımıyorsun, tanımlıyorsun…


Kendini tanımıyorsun, edindiğin sıfatlarla tanımlıyorsun. Farkında olarak ya da olmayarak sürekli kendi önüne sıfatlar koyuyorsun. Beceriksiz, sakar, maymun iştahlı, sabırsız, dağınık, sıkıcı… Bunlar nereden geldi? Mesela gerçekten sakar olmayı hak etmek için tam olarak kaç bardak kırdın? Kime göre beceriksizsin ya da? Belki mükemmel yemekler...

Birtakım ikilemler?!


Güneş, içeri dolup “Gel benimle oyna!” derken, evde yazıların birikmişken, aslında canın hiçbir şey yapmak istemezken, bir yandan da boş geçirdiğin her anın tatlı suçluluğunu duyarsın ya, işte tam öyle bir gün. Yapılması gereken tonla iş var. İşleri yetiştirmek için yogaya gitmemiş bir ben var....