Yazıyorum, çünkü…


Bu aralar bloğa yazacak yeni bir içerik konu bulmakta çok zorlanıyorum ve zaten yazacak çok vakit de olmadı. Yazmak için önce bir dürtüye ihtiyacım vardı. Neydi peki beni dürten şey?

Yazmaya, 7 yaşındayken, yeni doğan kardeşimin ilklerinin yer alması planlanan defteri, günlüğüm haline getirerek başladım. Daha sonra okulda ilerledikçe ailedeki bireylerin isimlerinden akrostiş yaptığım şiirlerle devam ettim. En çok zorlandığım isim kesinlikle Merzuka Teyzem oldu. Şiirlerimi onlara sesli okuduğumda beni taktir etmelerine bayılırdım.

Hemen her 90’larda yaşamış çocuk gibi Sıdıka ve Çılgın Bediş dizileri favorimdi, bir de onlardan günlük tutmayı öğrendim. Ne var ne yoksa paylaştığım, kimsenin hiç açıp okumayacağını düşündüğüm günlüklerim… Tabii hayal kırıklığı oldular. Her ergen gibi benim de sorunlarım oldu ve ailemin hayatıma dair fikir sahibi olmak için ilk aklına gelen şey günlüklerimi okumaktı; izin almadan.

Hayatınızın en özeline sormadan ve umursamadan girilmesi, varlığınızın yok sayılması… En özel anılarımı, bazen olmayan şeyleri, hayal ettiklerimi, ilk şarkı sözü denemelerimi yazdığım günlüğüm artık benim olmaktan çıkmıştı. Bu da uzunca bir süre beni kalem ve kağıttan ayrı tuttu. Ta ki üniversite yıllarına kadar.

Üniversitede okuduğum sosyal bölümün etkisi ile sınavlar hep yorumlamaya dönük olurdu ve ben sınavlarla yeniden yazma dürtümü keşfettim. Yazdıkça genişliyor, bildiklerimi paylaştıkça varlığımı ispatlıyordum sanki. Sonra hayat benim karşıma hep yazmam gereken fırsatlar sundu. Bugün gelirimi elde ettiğim işlerden biri de bir çeşit yazarlık. Ve işle ilgili olduğunda çok dürtüsel olarak gerçekleşmese de yazmak hayatımda hep var ve iyi ki var. Çünkü var oluşumun en iyi hali bu.

Bugün böyle bir defterim var. “Yazıyorum çünkü beni daha iyi kılıyor.” yazıyor üstünde ve bence “Yazıyorum çünkü bu beni var ediyor.”

merve yavas

merve yavas

  • Twitter
  • Facebook
  • LinkedIn

Yorum Bırabilirsiniz