Bugünü bana anlamlı kılanlara…


2014 yılı, Temmuz sonunda, çoğu zaman sorunlu bir ilişki sürdüren annem ve babam, evlilik yıl dönümlerinin ertesi gününde, çok da sürpriz olmayan bir kararla ayrılmaya karar verdiler. Onların evliliklerinin 29., benimse hayattaki 28. yılımda…

Artık çocuk yaşta değildim, hatta evlenmiştim ve bu ayrılma kararından etkilenecek kadar sık ailemle bir araya gelmiyordum. Ancak hiç beklemediğim şekilde etkilenmiştim ve tüm çocukluk ve ergenlik travmalarım yüzeye çıkmıştı.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi sigarayı bırakmış, doğum kontrol hapı almaya başlamıştım; ki psikolojiyi nasıl alt üst ettiğini bilen bilir; ve kontrol edilemez şekilde iştahım açılmış, hiç almadığım kadar çok kilo almıştım. Her şey üst üste gelmişti. Kimseyle konuşmak, görüşmek istemiyor, hatta kimse beni görmesin istiyordum. Kalabalık ortamlara girmek, sosyalleşmek tam bir kabustu.

Kafamı toplamak yada dağıtmak; hangisi bilemiyorum; için kısa bir tatil planlamıştık. Burada ne yiyeceğime yada nereye gideceğime karar vermek bile zor geliyordu. O da iyi gelmemişti. Görünürde çok uyumlu olmakla beraber, ruhum kabına sığmıyor, içim çığlık atarken, dışım sessizce her durumu kabul ediyordu.

İstanbul’a döndükten sonra gittiğim bir konserde sebepsiz ve kontrolsüz bir ağlama krizi de yaşamamın ardından, tüm bu duygusal dengesizliklerle tek başıma mücadele edemeyeceğimi fark etmiş ve destek almaya karar vermiştim. Birkaç ay sürdürdüğüm terapilerin sonunda elde ettiğimiz doneler durumuma, sosyal kişilik bozukluğu diyordu.

Yaşadığım şeyin bir karşılığının olması en azından yalnız olmadığımı hissettirmiş ve beni biraz olsun rahatlatmıştı. Bu sayede kendi üzerimdeki baskıyı hafifletmiş, daha kabullenici bir yere gelmiştim. Kendimi sıkan durumlar içinde kalmamaya özen gösteriyordum.

Öyle ki, bu süre zarfında devam ettiğim okulumda kaydımı dondurdum, Home Office çalışma düzenine geçtim, sıkıldığım halde okumaya devam ettiğim kitapları, izlemeye devam ettiğim filmleri yarım bırakmaya, bana iyi gelmeyen insanları hayatımdan çıkarmaya başladım. Hayatımdan bir şeyleri azalttıkça yaşam alanımı genişletiyordum sanki. Evimdeki eşyaları, dolabımdaki giysileri, tabağımdaki yiyecekleri, hayatımdaki insanları eledim.

Bu süreçte neredeyse 1 sene geçmiş, yeniden yaz gelmişti. Bir gün Bağdat Caddesi’nde yürürken bir aralıktan çimlerde yoga yapan bir grup insan gözüme takılmıştı. Fındıklı’da 1 sene boyunca aynı binada olup, kapısının önünden geçerken bile dikkatimi çekmeyen Cihangir Yoga, Caddebostan’da, küçücük bir aralıktan bana göz kırpmıştı. Birkaç gün içinde gidip kaydımı yaptırdım ve o günlerde bir başla bir bırak sürdürdüğüm yoga ile ilişkim, bugün hala devam ediyor.

Yoga daha önce hayatıma girmemiş, anlaşılan tüm o karışıklık ve sıkışıklık içinde kendine yer bulamamıştı. Sonra zaman içinde beni bana bağlamada en büyük aracım oldu. En sıkıştığım zamanlarda bana alan açtı. Düşünceler içinde boğulduğumda oradan bir şey çıkmaz, sen bedenine bak dedi.

Neredeyse 1,5 senedir yaşamakta olduğum bu şehir ne zaman bana dar gelse, yoga yaparak fark ettim dar olanın şehir değil, kalbim olduğunu. Ne zaman dengem şaşsa ayaklarıma baktım ne kadar yere sağlam basıyorlar diye, köklerim toprağını kavrıyor mu diye…

Bugün burada ikinci kez kutladığım Dünya Yoga Günü’nde, shavasana’da gökdelenler arasından gökyüzüne bakarken, o gün çimlerin üzerinde yoga yapan insanlara, yoga yaptığım stüdyoma ve kısa bir süre benim de aralarında olduğum çalışanlarına, orada beni yogayla tanıştıran ve bugün burada elimden tutup bana yol gösteren tüm hocalarıma teşekkür ettim. Beni çözüm aramaya, kendime döndürmeye götüren tüm yaşanmışlıklara, bugünü benim için anlamlı kılan her duruma, şahsa ve ana minnetle…

Merve Yavas

Merve Yavas

Okuma yazmayı öğrendikten sonra aile büyüklerinin isimlerine özel yaptığım akrostişlerle başlayan yazarlık kariyerim, orta okul ve lise hayatı boyunca yazdığım yarı kurgu günlüklerle, üniversitede sinema okurken yazdığım sayfalarca film analizi proje ödevleri ve final sınavları ile devam etti.

  • Twitter
  • Facebook
  • LinkedIn

Yorum Bırabilirsiniz