Korkma, ben yanındayım.


Dün metroda iki çocuklu bir kadınla yan yana oturduk. Çocuklardan biri 2 civarı diğeri de 7-8 yaşlarındaydı. Kadın, büyük olan çocuğunu sürekli aşağılıyor, küfür ediyor ve hatta vurmakla tehdit ediyor, kızsa annesinin her tepkisinde içine siniyor, cevap vermekten, sesini çıkarmaktan korkuyordu.

Burada yaşadığım şu kısa süre içinde öğrendiğim en önemli şeylerden biri, çevrende yanlış olduğunu düşündüğün bir durumu herhangi bir şekilde uyarmaya kalkarsan belaya bulaşırsın. Müdahale etmeye kalkarsan sen haksız olursun, bu senin işin değil.

Ancak kadın çocuğunu aşağıladıkça içim sıkıştı, kız çocuğunun elinden tutup onun söylediği hiçbir şey gerçek değil, sen çok değerlisin demek geldiyse de tek yaptığım şey kendi kendime, “bu senin işin değil” demekti.

Etraftaki insanları gözlemledim. Acaba herkes benim kadar etkilenmiş miydi? Birkaç kişinin kadına yargılayıcı gözlerle bakmasının dışında bir şeyle karşılaşmadım. Ve ben de o insanlardan biriydim, nasıl böyle davranır diye kadına sinirleniyordum.

Peki, tüm bu yargılayan gözlerle biz en iyisini mi biliyorduk? Belki yöntemimiz farklıydı ama bizim de hatalarımız yok muydu? Kimdik de bu kadına acıyan, yargılayan, eleştiren, hatta belki aşağılayan gözlerle bakma hakkını kendimizde buluyorduk. Neydi bizi ondan üstün kılan?

Kadının, kendine yönlendirilmiş bakışları fark ettiğinde tehdit altında hissederek daha da hırçınlaştığını ve çocuğuna daha da sert davrandığını fark etmiyor muyduk?

Herkes böyle değil midir biraz? Eleştirilip yargılandıkça, haksız olduğu savunuldukça daha da hırçınlaşmaz mı? Kim bilir, o kadın çocukluğunda ne yaşamıştı, neydi onun doğru bildiği de bugün kendi çocuğuna böyle davranıyordu? Zaten her yaşanmışlık, kendi çerçevesince haklı değil miydi?

Yolculuğumun sonuna geldiğimde benimle aynı durakta metroya binen kadın, aynı durakta indi. Sanırım aynı olduğumuzu anlamam ve yargılamanın bir anlam ifade etmediğini, onu yargıladığımda aslında kendimi yargıladığımı fark etmem için daha açık bir işaret olamazdı.

O kadın benim, o kadın sensin, o kadın biziz. Yöntemimiz farklı, hedefimiz farklı belki ama yaptığımız aynı. Bazılarımız birbirinin yüzüne, bazılarımız birbirinin arkasından yapıyor bunu. Bazılarımız, hatta çoğumuz oklarını dışarıdan çok kendine yöneltiyor. Aynı acımasız tavrı belki farklı bir dilde, farklı kelimelerle ama neredeyse her gün kendimize yapıyoruz. Ve biz bunu yaptıkça içimizdeki o küçük kız/ erkek çocuğu daha çok içine kapanıyor, siniyor ve hata yapma korkusundan adım atamıyor.

O yüzden içinde bulunduğu durumda ne kadar sıkışık hissetse de oradan çıkamayan insanlarız. O yüzden değişimden, yolunda olmayan şeyden vazgeçmekten korkuyoruz. Ağzımızın tadı kaçmasın diyor susuyor, oturuyoruz. Güvenli sandığımız ama içten içe bize zarar veren işlerimizde, ilişkilerimizde, tutumlarımızda kalıyoruz. İlerleyemiyor, yerimizde sayıyoruz.

En ufak hatasında acımasızca yerden yere vurduğumuz içimizdeki o küçük çocuğun elinden tutsak, sırtını sıvazlasak ve desek ki, “Korkma, hata da yapsan ben hep buradayım.” Eminim hayat çok daha güvenli, çok daha keyifli olurdu.

Merve Yavas

Merve Yavas

Okuma yazmayı öğrendikten sonra aile büyüklerinin isimlerine özel yaptığım akrostişlerle başlayan yazarlık kariyerim, orta okul ve lise hayatı boyunca yazdığım yarı kurgu günlüklerle, üniversitede sinema okurken yazdığım sayfalarca film analizi proje ödevleri ve final sınavları ile devam etti.

  • Twitter
  • Facebook
  • LinkedIn

Yorum Bırabilirsiniz